|
Bir gün Şeyh Hâtemi-i Esam hazretlerinin huzuruna zayıf, dertli, perişan ve
biçare bir kadın geldi. Rüzgâr önündeki yapraklar gibi titriyordu. Derdini yana
yakıla anlatırken, derdin daha büyüğü ile karşılaştı. O heecan içinde
kendisinden çok çirkin bir ses duyuldu. Zavallı kadın bir mum gibi eridi,
ezildi, bitti, bembeyaz kesildi… Öldürücü bir sessizlik Hâtem Hazretleri bir
heykelden daha hissiz. Ne yüzünde, ne gözünde zerre kadar değişiklik yok…
Muazzam bir vakarla kadına baktı ve dedi:
“A hatun dediklerinizi duymuyorum, çok ağır iştiyorum, yüksek sesle anlatınız
derdinizi!.. Ben sağırım!..
Çirkin suçunun gizli kaldığını anlayan kadının yüzünde birden ışıklar
gezindi. Zayıf, dertli, perişan kadın sanki yeniden hayata döndü. Ve işte hiçbir
milletin muaşeret edebinde misli görülmemiş derecede harikalar harikası incelik
Hâtem hazretlerine Esam (sağır) lâkabını taktırdı…
Bir kimsenin ayıbını görüp, kılma zinhar aşîkar
Günde yüzbin aybın örter iken ol Cenab-ı Perverdigâr. (Perverdigâr: Bütün
mahlukâtı besleyen ve yetiştiren.)
Hani kerem, hani ayıb örtücülük, hani haya?
Binlerce ayıb örterdi Enbiya ve Evliyâ.
Lokman Hekim’in yüzük taşında şöyle yazılı idi:
Gördüğünü gizlemek, şüphe ettiğini açıklamaktan daha güzeldir.

Görüntüleme sayısı: 752
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |