Değerli Dostumuz,
CumaMektubu.Com olarak sizlere daha iyi hizmet verebilmek ve üyeliğinizi msn aracılığıyla yapmak için açmış olduğumuz msn adresini ekleyerek bizimle irtibâta geçebilirsiniz.
msn@cumamektubu.com
(Msn üyelerimiz otomatik olarak CumaMektubu.Com sitesi üyesi olacaktır.)
Mehmet işten çıkarılır. Eve gelip durumu
bildirince, hanımı içeri almaz. Gidecek yeri olmadığından Şeyhin dergâhına
gider. Bu sırada şeyh talebeleriyle sohbet etmektedir. Bu arada börek çörek
yenmekte, çaylar içilmektedir. Mehmet de aralarına katılır. Şeyh, sohbet
esnasında; beterin beteri vardır, insan içinde bulunduğu duruma şükretmeli der.
Bunu bir kaç defa tekrar edince, bizim zavallı dayanamaz, kendi kendine, (!.. Postun
üzerindesin, sevenlerin etrafında, talebelerin hizmet ediyor, keyfin yerinde…
Elbette içinde bulunduğun duruma şükredersin, ya ben ne yapayım…?!) diye
mırıldanır.
Şeyh, bunun kalbindeki sıkıntıyı fark edince, evlâdım, sen de içinde bulunduğun
duruma şükret. Beterin beteri vardır der. Mehmet dayanamaz, şu an besbeter bir
durumdayım Efendim… Hem işten kovuldum, hem de evden…
Şeyh oralı olmaz aynı sözünü tekrar eder:
“Beterin beteri vardır. Sen yine de durumuna şükret.”
Mehmet, cevap vermez ama daha beterini hayal
bile edemez. Bu sırada akşam olmuştur. Herkes köşesine çekilince, Mehmet de,
belki hanımı razı edersem diye dergâhtan çıkıp eve gider. Kapıyı çalar,
hanımına “beni affet, perişanım” diye yalvarır. Fakat hanımı, içeri almaz.
Kapının bir kenarına kıvrılır. Soğuktan titremeye başar, kuytu bir yere oturur,
fakat çok geçmeden zaptiyeler bunu gizlenmiş olarak görünce şüphelenip karakola
Götürürler. Eşkâline bakınca bunu nezarete atarlar. Meğer o civarda bir
hırsızlık olmuş. Hırsızın eşkâli de bizimkine uyuyormuş. Zavallı, geceyi
nezarete atılmış ipsiz sapsız haydutların arasında geçirir.
Şeyh, durumu öğrenir, ziyaretine gelir. Daha,
nasılsın diye sormadan bizimki feryat eder:
- Nedir bu başıma gelenler? Önce işten sonra eşten oldum, şimdi de…”
Şeyh sözünü keser:
- Beterinde beteri vardır.
Bizimki dayanamaz:
- Hocam anlatamadım galiba… Suçsuz yere hırsız damgası yedim. Üstelik bu
haydutlarla aynı yerdeyim, şunların tiplerine baksana…”
Şeyh hiç umursamadan karakoldan ayrılır. O
gece nezaretteki zanlılar arasında müthiş bir kavga çıkar. Sille tokat
birbirlerine girerler. Bizim Mehmet bir kenara sinerek boğuşanları seyreder. Bu
sırada zaptiyeler kavgayı ayırır. Kavganın sebebi araştırılır. Kavganın Mehmet
geldikten sonra çıktığını gören zaptiyeler, zavallıyı kavgayı başlatmakla
suçlayıp tekme tokat tek kişilik bir hücreye atarlar.
O geceyi hücrede geçiren Mehmet, sabahleyin
şeyhi karşısında görünce ağlamaya başlar. Başından geçenleri sıkıntıları
anlatır. Ama şeyh aynı şeyi tekrar eder:
- Beterin beteri vardır, sen durumuna sabret.
Bizimki şaşkınlıktan ağlamayı bile unutur:
- Sabır mı? Sabır taşı olsa çatlar.
Şeyh güler geçer.
Bizimkinin öfkeden kanı beynine sıçrarsa da bir şey diyemez.
Şeyh gidince ortalığı birbirine katar. Bağırıp çağırır, hücre kapısını
tekmeler. Gürültüye gelen zaptiye memuruna da hakaret edince fena şekilde dayak
yer. Üstelik de “Bu herif yalnızlıktan sıkılmış olmalı” diyerek yanına hasta
olan Mecusi bir tutukluyu koyarlar. Tek kişilik bir hücrede iki kişi olması bir
yana, adamın ömrü boyunca yıkanmamış, saçı sakalı kir pas içinde, hastalıktan
inlemesi bizimkini perişan eder. Geceyi Mecusi ile koyun koyuna geçirirler.
Sabah olunca şeyh tekrar ziyaretine gelir. Der ki:
- Ooo… Ne kadar güzel… Bir de arkadaşın olmuş. Yalnızlık çekmezsin.”
- Böyle arkadaş olmaz olsun efendim. Herif hasta ve baygın yatıyor, üstelik de
leş gibi kokuyor. Dar yerde mecburen kalıyoruz.
Şeyh yine hiçbir şey söylemeden ayrılır. Bir
kaç saat sonra hasta Mecusi hem kusmaya, hem de altına kaçırmaya başlar. Mehmet
hücrede yine tek başına kalabilmek için bir fırsat bilerek görevlileri çağırır.
Görevliler durumun vahametini görünce; “Bundan sonra bu hücrenin temizliğinden
sen sorumlusun” diyerek bir kova su ile bez verip giderler.
Nezarettekiler ikiye ayrılır, yine aralarında
kavga çıkar, çoğu şişlenir ölür, kalanı da yaralanır.
Ertesi gün şeyh efendi karakolu ziyarete gelir. Hücreye yaklaşınca Mehmed’in
yanık sesini duyar. O bir yandan Mecûsiyi ve hücreyi temizliyor, bir yandan da
dua ediyorlar.
- Ya Rabbi sana şükürler olsun, iyi ki hücreye girmişim, ben de muhakkak
kavgada ölebilirdim. Bir de Mecûsiye hizmet ettiğimden dolmayı Mecusi Müslüman
oldu.
Şeyhi görünce başını eğer:
- Haklıymışsınız efendim. Bu adamcağız hasta oldu. Temizliğini de bana
yaptırdılar. Düşündüm ki, ya bu adam ölürse halim ne olur? Beni cinayetle bile
suçlarlardı veya buraya hiç uğramaz, adamın cenazesiyle kim bilir kaç gün daha
burada tutarlardı. İyi ki ölmedi, hem de Müslüman oldu, üstelikte büyük
kavgadan kurtulmuş oldum.
Şeyhi gülümser:
- Beterin beteri olduğunu anladın demek… Sana bir müjde vereyim. Zaptiyelerin
yanından geçerken duydum, gerçek hırsız yakalanmış.
Mehmet çok geçmeden karakoldan çıkarılır. O
da beterin beteri olduğunu yaşayarak anlar.
Yörenin bir zengini ona acır işe alır. Hanımı da iş güç sahibi olduğunu
öğrenince onu tekrar eve kabul eder.
Görüntüleme sayısı: 1510
Yorumlar (1)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.